Roll with the punches

Ayak uydurmak… Son bir kaç yılım bu deyimin anlattığı gibiydi. En yakınlarımdan biri, hasta yatağında ölümle meşvere ederken, sağlığın ve yaşıyor olmanın ne kadar önemli olduğunu söyleyip durdum.

Geceden sabaha, sabahtan akşama,akşamdan günün artık seçemediğim vakitlerine kadar haber okudum. Kaçırdığım doğum günleri, doğumlar, ızdıraplar, uzun kahvaltılar, uykular, uykusuzluklar, bayramlar, anlar için sevdiklerimden beni koşulsuz anlamalarını bekledim. Koşulsuz anladılar.

Hayatı bir gün gerçekten başlayacağı umuduyla, idareten yaşadım.

Bir yoklama yapsalar, kendi hayatımdan sınıfta kalırım.

Uyumam, uyanmam, gülmem, ağlamam, kutlamam, susmam, bağırmam gerekenen tüm o zamanlarda kendimi huzurlarınızda ve muntazam tutmak için bir yığın ilaç takviyesi aldım.

Direnen vücuduma, “Vallahi bizde böyle, işine gelirse.” diye dayılandım.

Sonunda çok sevdiğim işimi kesintisiz yapabilmek, yani karşınıza çıkıp haberleri hakkıyla anlatabilmek, iyi ve canlı görünebilmek için her gün anneannemle aynı sayıda hap kullanmam gerekti. (ki Güner Teyze’niz bu medikal tabloya büyük kayıplar, sıkıntılar, yoklukla büyütülen evlatlar ve torunlardan sonra varmıştır. Benimle bir tutulmamalıdır.)

Geriye dönüp baktığımda sürekli bir yerlere yetişmek zorunda olan, erteleyen, daha az şarkı söyleyen, daha çok unutan biri haline geldiğimi gördüm.

Ayazda bir muşambanın üzerinde uyuyan insanlara bakıp görmem gerekeni görmek yerine, kişisel PR önemli diyenlerin reçetelerini idraka çabaladım.

Kendimi bir “product” olarak düşünmemi öğütleyen pazarlama gurularını, Instagram’a 5 yeni filtre geldiğini müjdeleyen haberleri duydum, dinledim, okudum.

Hayatı yaşamak yerine, yaşadığını ibraz etmemiz…

Ve mütemadiyen boynumuzda asılı bir levhayla dolaşmamız gerektiği fikrine alışmaya çalıştım.

Şükürler olsun ki başaramadım.

Görmek ve görülmek için bu kadar çırpınan bir dünyaya yaranma fikrini komik buluyorum.

Hiçbir sosyal medya ağının gücünün yetmediği filtresiz halimizi özlüyorum.

Belki de bu yüzden, yayın öncesi makyajlı, kostümlü, ışıklı halimle çekilen tek bir fotoğrafım bile yok.

Çünkü her yayın öncesinde deli gibi haber okuyorum. Zaman asla yetmiyor. Saniyeler içinde elli kanalı gezerken, olur da bizimkinde duraklarsanız, insanları anlatmanın mutlaka benim şuan yaptığımdan daha iyi bir yolu var biliyorum. O yolu hep arıyorum.  

Bir vakittir -ben onları ihmal etsem de beni ihmal etmeyen- arkadaşlarımla bu mütevazı siteye ne yazmam gerektiğini konuşuyoruz.

Bir arkadaşım bana açık açık sitem ediyor.

“Nerede o, eylemlerde gaz soluyan, adliyelerde gece yarılarına kadar nöbet tutan muhabir Duygu ?” diye soruyor.

Diğeri “Netice bir ekran yüzü” olduğumu hatırlatıyor. Çerçevenin kenarını köşesini unutup,bir duvara çarpmamı engelliyor.

Fakat aylardır mide ağrılarım beni o kadar perişan ediyor ki size daha samimi ne anlatabilirim bilmiyorum. Yine de insanoğlunun içinden gelerek anlattığı her şey bir başka insanın içinde yer eder buna inanyorum.  

Bu yılı tamamlarken hayatın zat-ı alime çok iyi davrandığını fakat bana bahşedilen sağlık ve güzel insanları ihmal ettiğimi biliyorum. Yeni yılda hepimizin/ hepinizin gönlünü alacağıma inanıyorum.

Zor durumda olan, yardıma ihtiyacı olan insanların yanında daha çok duracağımı biliyorum. Küçükken bunu yapabilecek kadar büyümeyi beklerdim. Artık gözümün önünde yardım elini bekleyen insanlara ulaşmak için adımı taşıyan bir derneğe, kısa mesaj  atmaya,tshirt tasarlamaya ihtiyacım olmadığını biliyorum.

Önce, sokaktaki insanlara ve hayatı sırtlanmış çocuklara “yanınızdayım” demek istiyorum.

Benim yeni yıl kararım tüm kutsal kitapların ortak nasihatlerinden birini dinlemek olacak:

“Sevinenlerle sevinin

Ağlayanlarla ağlayın

Birbirinize saygıyla bakın

Kibirli olmayın

Tersine hor görülenlerin yanında olun

Bilgiçlik taslamayın

Kötülüğe kötülükle karşılık vermeyin

İnsanlığın namına iyi olan için uğraşın

Ve mümkünse barış içinde yaşayın…”

Ve sevgiye inanın…

İyi seneler…​





İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

: