Yüzleşme günü

Bugün 8 Mart. Emekçi kadınların günü. Bu ülkede, nicedir, emeği de kadınlığı da kutlamıyoruz zaten. Katledilen kadınların isimlerini sıralayan anıt sayaçlar tutuyoruz. Hayatta olmayan kadınların fotoğraflarının yanına, iyi hal indirimi alan katillerin notunu düşüyoruz.

Kadınların sureti belirgin. Katillerin yüzü buzlu bir camın arkasında.

Kadınların adı, sanı, çocukları, nikahı, meşruluğu çarşaf çarşaf…

Öldüren, döven, tecavüz ve tehdit edenlerin isimlerinin baş harflerini biliyoruz yalnızca.

Harfleri birleştirince:

Y.E.T.E.R. yazıyor.

Yetinmiyorlar.

Ama bugün, midemiz en çok, katilleri besleyen iki yüzlülükten bulanıyor.

O iki yüzlülükle kapı komşusuyuz,ev arkadaşıyız, yan masadan tanıyoruz.

Midemiz bulanıyor.

Çünkü, kapımızın önü de kirli, kan revan…

Çünkü, iğrenç manşetler ve imalarla kadından tiraj, trafik, rating uman medya da sorumlu, şiddete hafifletici bir “ama” arayan yargı da…

“Öyle bir eğildi ki…/ İnanmayacaksınız ama günde tam 6 kere… / Fantezi diye gitti, tecavüze uğradı… Tuvalette öğrencisiyle ilişkiye girip…”

“Tıkla-gör” haberciliği en utanç verici örnekleriyle, bakan gözleri kör ediyor.

Üstelik bu “akıllara durgunluk veren” metinler, münferit bir meczupluğun ürünü de değil. Gazetelerde, internet sitelerinde, televizyon kanallarında okuduğumuz, dinlediğimiz her yazıyı, haberciler yazıyor. Kadın haberciler de “hit alma” iştahına en azından itiraz etmiyor, en hafif ifadeyle iştirak ediyorlar.

Sorumluyuz. Sorumlular. İki yüzlü, sinsi, zehirli ve suçluyuz, suçlular…

Onların, ve belki hepimizin katilleri yüreklendiren riyakarlığına hizmet eden bir şey daha var:

"Mühim havadis"lerin mevsimi var bu ülkede!

Katledilmenin "primetime"ı var. Sezonda denk gelirsen çok “iş yapan” facialar, dramlar, trajediler var.

Bir yalnızlık, bir yoksulluk, bir ölüm, ne vakit haber olur… Hesabı kitabı var.

Son zamanlarda en çok bunu düşünüyorum:

Algımızın acımasızlığı, vicdanlarımızın sahtekarlığı…

Hangi acılar bizi acıtmaya muktedir? Kaç kişi, nasıl yaşar ya da nasıl ölürse durum sahiden fena?

Her gün iş kazalarında bir insan ölüyor. Her gün bir insan öldüğü zaman yalan geliyor ölüm. Her gün kadınlar en yakınları tarafından öldürülüyor. Sürmanşetler kuşanmak için vahşetin vahametine kimin inanması gerekiyor? Ölümlerin yasını tutmak, cinayetlerin hesabını sormak için hangi ama’lardan, mazeret sınavlarından geçmek lazım?

Bir insanın ölümü ne zaman ağır geliyor vicdanımıza?

Tartışma programları, bültenler, manşetler, köşeler bıkmadan kadın ve hayattan yana ses verse…

Ülkenin hashtag’ler marifetiyle ayağa kalkan vicdanı 30 saniye sonra yerine oturmasa…

Ölümlerin kaydını tutmaya yazgılı o “anıt sayaç” durmaz mı?

Bugün yüzleşmenin günü olsun.

Katillere lanet eden kadınlar:

Mahalledeki kızın eteğine, iş yerindeki kadının namusuna, bilmediğiniz hayatın derinliğine musallat olmayın. Şiddetin, küfrün dilini “yeri geldiğinde” zırh diye göğsünüze takmayın. Size uymayan hayatlara, “oh olsun” diye vurmayın. Gönlünüzde, dilinizde yeni katiller yaratmayın.

Bugün, unutuşun değil inanışın günü olsun!

Ölümlerini unuttuğumuz, yardım çığlıklarına kulak tıkadığımız tüm kadınlardan özür dileyelim.

“Başka bir hayat mümkün” diyen güçlü kadınların çabasına omuz verelim.

Bugün, hesap sormanın günü olsun!

Okuduğumuz, yazdığımız, dinlediğimiz, izlediğimiz haberin dilinden hesap soralım.

Şiddeti büyük- küçük diye ayırandan, tahrik indirimi arayandan, anne dizini, kahkahayı, ümidi, yaşamı tümden haram sayandan…

Usanmadan hatırlatarak 

Hesap soralım!

Ve ancak, o sayede...

Kadınlar Günü Kutlu Olsun!





İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

: